6 Ağustos 2017 Pazar

MEKTUP 1... KÖRFEZ'DEN SEVGİLERLE

https://www.youtube.com/watch?v=DmRRVGZ9sr4


Günaydın. 

Benim gibi bir yay insanının en sevdiği söz, 
şu mavi gezegende gittiği her noktadan sevdiklerine yazdığı;

''...........'' 'DEN SEVGİLERLE... kelimeleridir. 

Bu hafta; Alexandra Potter'in PARİS'TEN SEVGİLERLE' kitabını okuyorum. 

Buradan ilham alarak ve bir Yay Burcu insanı olarak sizlere ilk mektubumu 
Gemlik Körfezine bakarak yazıyorum. 
Dalgaların ve martıların eşliğinde bir sabaha uyanmak, 
yeşil bir dalın sunduğu sabah sessizliğini duymak...

Hayatımda, hem rutin hem maceralı olmayı seviyorum. 

Bir şeye başladım mı; bitirmeyi seviyorum. 
Her bitişin, aslında çok güzel bir başlangıç olduğunu biliyorum. 
Bunu hayatımda pek çok kez deneyimledim. 


İşte yine bir bitiş ve başlangıç noktasındayım. 

Onbeş ağustos'ta yeni bir güne başlayacağım. 
Artık, ilk uçak mı olur, ilk otobüs mü  olur bilemiyorum 
kendimi Atina-Korinthos yollarına bırakacağım. 

Yeni yılda yeni bir başlangıç yapmak üzere kendimi programladım. 
Yeni yılda, DÜNYA HUKUK OFİSİ'mi kuracağım. 

Bu süre içinde de, sizlere; 
mavi noktalardan mavi mektuplar göndermeyi diliyorum. 

Hayat bana hep B planı ile yaşamayı öğretti. 
Bu B şıkkı hep benim ruhumun ve aklımın sığınağı oldu. 

Her zaman, gülümseyerek hayata bakabilmeyi getirdi bana. 

İşte şimdi, böyle bir sabahta sizlere merhaba diyorum. 

KÖRFEZ'DEN SEVGİLERİMLE.

Efsun.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

NIET SOSYALIZM , PAJALUSTA KAPITALIZM

NIET SOSYALIZM , PAJALUSTA KAPITALIZM 

Yıl 1990. 
Aylardan mart...
Sabahın ılk ışıklarında Sofya garında ındım. 
Taksıye; Rıla Hotelı'ne gıtmek  ıstedıgımı soyledım. 

Yasım 25.. 
Henüz duvarlar yıkılmamış. 

Sokakta en çok kullanılan sözcük ' niet sosyalızm''-- (sosyalızme hayır)

28 Mart 2014 Cuma

BİR BİLECİK DURUŞMASININ ARDINDAN....

Bu güne dek yolum Bilecik iline de,
Bilecik'in Söğüt İlçesine de düşmemişti.. 
Söğüt deyince aklıma sadece seramik ve Osmanlının ilk yurdu gelir, 
Bilecik deyince ise hiçbir şey gelmezdi...
Ama bu günden sonra, 
hayatın sürprizlerle dolu mükemmel bir organizasyon olduğu gelecek....
Şöyle ki;

Yeni müvekkilimin bir seramik şirketinden  alacağı var. 
Bu seramik şirketi de 'iflasın ertelenmesi' talebinde bulunmuş...
Duruşma bu gün saat 13,30'da idi..

Sabah otogara gitmek üzere beşte yola çıktığımda,
kaldırımlara hafiften yağmur çiseliyordu...
Tertemiz bir yağmur kokusu ile başladım güne.. 

İstanbul'dan çıkışta, 
masmavi  bir gökyüzü ve yemyeşil bahar dalları eşlik etti...

Otobüs firması yolcular için müzik yayını yanında,
bir de Eistein'in hayatını ve aşklarını anlatan bir program hazırlamış...

Yemyeşil kırlar, bembeyaz bahar dalları ve kulaklarımda Eisteın'in hayatı, müzik ve kadınlara ilişkin hoş anıları.... 

Söğüt'e 11,30'da ulaştım. 
Hemen adliyeye gidip vekaletnamemi ibraz edip sokağa çıktım.. 

Ertuğrul Gazi Müzesi, Halk Kütüphanesi ve Çifte Minareli cami gerçekten tarihin içine çekip götürüyor insanı... 

Duruşmadan sonra üç bayan avukat hep birlikte bir taksi  kiraladık Bilecek'e ulaşmak için...

İşte tesadüfler o zaman  başladı... 
Yanımda oturan avukat benim gibi 141M hatlı otobüs mağduru idi... 
Yani Halkalı'da oturuyordu..
Bir kaç ay önce orada taşınmıştı..(ben de eylülde taşınmıştım...) 
Hem de nereden...
Benim eski mahallemden...Haseki hastanesinin karşısındaki Sefai Efendi sokaktan... 

Neyse, yol uzun...Laf lafı açıyor... 
Kızın ailesi nerede yaşıyor...
Denizli'de...
Aaaaa...Benimkiler de öyle...... 
Annesi nereli...,
Acıpayam-Kelekçi Kasabasından...
Bizimkiler nereli...
Acıpayam'a yirmi dakika uzaklıktaki Yeşilova Güney Kasabasından... 
Kızın babası nereli...Burdur Tefennı'liiii...

Halası nerede....Yeşilova'da....
Biz yazları nereye gideriz...Yeşiloava Salda Gölüne.......


İşte böyle sevgili dostlarım...
Hayat güzel...
Hem de çok güzel.... 

Hepiniz, hayatın bana sunduğu güzelliklersiniz... 
Sevgilerimle..

8 Ocak 2014 Çarşamba

POST TENEBRAS LUX... KARANLIKTAN AYDINLIĞA...

POST TENEBRAS LUX...

Bu slogan, Beyoğlu Anadolu Lisesi'nin sloganı imiş.. 
Bunu dün öğrendim ve çok hoşuma  gitti. 

İnsan, her gün yeni bir şey öğrenebilmeli.. 
Yeni bir şey öğrendiğinde yüreği kıpır kıpır edip, heyecanlanmalı.. 

Kızım ve ben bu sene üniversite sınavına girmeye karar verdik. 
Dün Beyoğlunda bir işim vardı ve gitmişken bu işimi de halledeyim istedim.. 

Harçlarımı yatırdıktan sonra, banka görevlisine;

-Buraya en yakın lise hangisidir?   
 diye sordum. 
-Hemen bitişiğimizdeki Beyoğlu Anadolu Lisesi, dedi.. 

Yıllardır Beyoğlu'nda İstiklal Caddesinde binlerce adım atmışımdır. 
Bu Lisenin önünden geçtim ama içeriye  adım atma şansım olmamıştı.. 

Ana caddedeki küçük kapının zilini çaldım, açan olmadı. 
Hemen yanındaki o güzel kırtasiyeye sordum girişini.. Yan kapıdan girilir, dedi.
Yan kapıdaki zili çalmama gerek kalmadan, kapı açıldı. 

Beni  üçüncü kata  gönderdiler.. 

Yılların adımları ile parlayan mermer merdivenleri çıkarken 
Atatürk'ün Kadınlarla ilgili bir sözünü gördüm duvarda.. 
Ne ilgisi var şimdi bu Anadolu Lisesi ile bu sözlerin dedim içimden.. 

Dönüşte, merdivenlerden inerken etrafa göz  gezdirdim.. 
Çok güzel bir tiyatro salonu var..
Kocaman bir kırmızı perde, balkonu ve locaları ile tam bir tiyatro sahnesi.. 

O zaman bu binanın gerçek kuruluşunu daha çok merak ettim.. 

Tarihçesi, kapının hemen girişinde  imiş.. 

Burası,   ilk defa 1849 yılında Beyoğlu'nda bulunan yabancılara eğitim vermek üzere 'English High School for Girls' adı altında  bir İngiliz Sefirinin karısı tarafından kurulmuş.
Bir dönem kapalı kalmış, yeniden açılmış ve 1979 yılında devletleştirilip ''İngiliz Kız Ortaokulu'' adını almış.
1980 yılında da lise kısmı açılarak ''Beyoğlu Anadolu Lisesi'' olmuş.

İşte duvarda yazılı kadınlarla ilgili sözün sırrı da burada imiş... 

POST TENEBRAS LUX... KARANLIKTAN AYDINLIĞA...

Bir gün yolunuz düşerse, kapıdan uğrayıp o güzel tarihi  hissedebilirsiniz..

Ülkemizin ve hukukun geçirmekte olduğu bu karanlık günlerin de aydınlığa kavuşması ümidi ile hepinizi selamlarım... 

Sevgilerimle..

27 Eylül 2013 Cuma

YENİ BİR CUMARTESİ SABAHI

Bugün, yeni evimizdeki ilk cumartesiyi yaşayacağız.
Sabah kahvemi hazırladıktan sonra biraz kitap okudum.
Bu günlerde, 'Yoldaş Kilkin' isimli Vlademir Zarev'in bir kitabını okuyorum.
Zarev, bir Bulgar yazarı.
Bir fabrika binası inşa ediliyor ve kitapta çalışanların hayat hikayeleri ve günlük yaşamları anlatılıyor.

Biraz okuduktan sonra, aklımın hep Tela'ya kaydığını hissettim.
Dokunduğum masalar, baktığım pencerelerde sürekli onu hissediyorum.
En kısa zamanda onu görmeye gitmem gerektiğini düşünüyorum.

Evde hala göçebe hayatımüz devam ediyor.
Koltuklar ve elbise dolapları henüz gelmedi.
Koltuklar gelmediği için henüz perdeleri almadık.

Mutfaktaki masanın başında geçiyor akşamlarımız.
Salonda sadece bir televizyon ve bir orta sehpadan başka bir şey yok..

Gündüzlerimiz, çevreyi keşif yolculukları ile doluyor.
Irmak, sadece iki dakika yürüyerek okuluna gidip geliyor.

Okulunu ve öğretmenlerini ve hukuk derslerini çok sevdi.
İlkokula başlayan bir çocuğun annesi, nasıl alfabeyi yeniden öğrenirse,
ben de hukuku yeniden öğreniyorum.
Akşamları ders çalışırken, "Anne, Kanun Hükmünde Kararname ne demek..." şeklinde sorular dolaşıyor mutfağımızda...

Bugün, aşağıdaki havuzu ve saunaları ısıtmalarını rica ettik.
Bir haftadır, çok ender olarak diğer oturanlarla karşılaştık.
Hafta sonları daha çok kişi olduğunu söylediler, bakalım göreceğiz..

Hayat, sakin ve keyifli devam ediyor..


18 Eylül 2013 Çarşamba

KENDİM İÇİN GÜNLÜKLER

Bu sabah uyandığımda, elim başucumda bulunan Nazım Hikmet-Yazılar kitabına gitti.
Sabahları uyandığımda ve akşamları uyumadan önce mutlaka bir yazarın beynine dokunmayı çok seviyorum.
İşte bu sabah Nazım'ın 'Orhan Selim' imzası ile yayınladığı "İSVEÇ MİSİN BE MÜBAREK" yazısını okudum ve ben de kendime bir günlük oluşturmaya karar verdim.

Fakat ne kadar uğraştıysam da, yeni bir blog oluşturamadığım için varolan bloğum ile KENDİM İÇİN GÜNLÜKLER yazmaya zorunlu kaldım...

Bugün 18 Eylül 2013 çarşamba..
Dün hayatımın ilginç günlerinden birisi idi..
Biz yıllardır kendimize yeni bir yaşam alanı oluşturma peşinde idik ama bir türlü istediğimiz evi bulamıyorduk.
İşte dün kendimize yeni bir yaşam alanı satın aldık.

Bir gün önceden herşeyi ayarladık. Eşim ve kızım, bankadan "AŞK ÖRGÜTLENMEKTİR"yazan bir bez çanta dolusu parayı eve getirmiş.
Sabah, Güneşli otobüsü ile  tapu dairesine gittik. O kadar para ile belediye otobüsüne binilir mi diyeceksiniz... Bindik işte..
Ne de olsa, alın teri ile kazanılmış para olunca, yine en ucuz ulaşım aracını seçiyorsunuz...
Tapuda işlerimiz hallettikten sonra, yeni evimize gittik ve anahtarlarımızı teslim aldık.

Yeni evimiz, kızımın okulunun tam karşısı..
Orayı seçmemizin temel nedeni zaten okula yakınlığı..
Ayrıca, içindeki yüzme havuzları, hamamı, saunası da benim karar vermemde çok etken oldu ne yalan söyleyeyim...
Anahtarı aldıktan sonra evimizi döşemek için en yakındaki mobilyacılar çarşısına gittik.
Epey bir süre dolandıktan sonra, yorgunluktan ayaklarımıza kara sular inmiş halde halen yaşadığımız Haseki'deki evimize geldik.
O kadar yorulmuşuz ki, yemek bile yemek istemedi canımız..

Haa, dün bir şey beğendiniz mi derseniz, bilemeyeceğim..
Geçen gün İsviçre ile görüşürken, kızıma oradaki evi gösterdik, bize bir esin kaynağı olsun diye..
Bir de, yeni bir inşaattaki örnek daireyi çok beğenmiştim...

Evin ölçülerini alırken, kızım bize yardımcı olan beye " biz evcilik oynar gibi bu evi döşemeye çalışacağız" dedi.
Çok doğru bir tespitti..
Bu evi, az ve sade eşyalarla donatmak ve kendimize keyfli bir yaşam alanı yapmak istiyoruz.
Bugün de yataklar ve çamaşır makinası için dolanacağız..

Dün, personel bize çok nazik ve güleryüzlü davrandı ve bundan çok keyif aldık..

Kendimizi bir tatil ortamında hissediyoruz..
Havuz başında dostlarımız ile keyifli zamanlar geçirmeyi istiyoruz..
Kızım bu sene hukuk fakultesine başlıyor...

Hayat, bize sağolsun hep güzelliklerle geliyor.
Bunun için minnettarım..
Efsun
http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.polatinsaat.com/images/polatport_detay_pic1.jpg&imgrefurl=http://www.polatinsaat.com/polat_port_residence_detay.asp&h=201&w=265&sz=27&tbnid=vR6IT0_fxWy-4M:&tbnh=90&tbnw=119&zoom=1&usg=__IaQAjOvxW1cgA1OMthGVmQBbkSo=&docid=NdfizL4KtJfchM&sa=X&ei=j2Y5UsizG8qrtAa_gIGoAQ&sqi=2&ved=0CFoQ9QEwBw&dur=2442



28 Mayıs 2013 Salı

DAN BRAWN --AYA SOFYA VE YEREBATAN SARNICI



Bu sabah, Dan Brawn'ın  Cehennem isimli kitabını bitirdim...
Bir solukta okunan, çok sürükleyici bir kitap..
Dan Brawn'a hayranım.. 
Tüm eserler, sadece yirmi dört saatte geçiyor. 
İnsan, o kadar heyecanla okuyor ki, sanırsın okumayı bırakınca olaylar çok kötüye gidecek.. 

Cehennem, 
Dante'nin İlahi Komedya'sı temel alınarak oluşturulmuş. 
Önce İlahi Komedya'yı okumanın, Cehennem'i daha keyifli yapacağı görüşündeyim. 

Kitapta yine bir kovalamaca var. Yazarın daha önceki kitaplarında yeralan, simgebilimci Profesör Robert Langdon bu sefer, sonucu İstanbul'da Aya Sofya ve Yerebatan Sarnıcında çözümlenen bir serüvene karışıyor... 

Kitabı bitirdikten sonra, fotoğraf makinamı çantama atıp, hemen  Aya Sofya'ya koştum.. Kitapta yeralan köşeleri ve Henricus Dandalo'nun mezarını buldum.. Yanımda sanki Profesör Langdon varmış hissi ile dolaştım Aya Sofya'yı.. 

Oradan çıkıp, hemen karşıdaki Batık Saray-Yerebatan Sarnıcı'na koştum.. Aklıma, acaba hala havada virüsler dolaşıyormu sorusu takıldı.. Gülümseyerek indim ıslak merdivenleri... Sarnıcın nemli ve soğuk havası, kitaptaki esrarla birleşti.... 

Sarnıcın kapısından sokağa çıktığımda, derin bir nefes aldım.. Kitaptan çıkardığın ders şu oldu: Her bulduğun ücretsiz etkinliğe katılmamalıyım... 
İyi okumalar...
Efsun..
29.05.2013 İstanbul...