15 Ekim 2017 Pazar

LETTERA PERUGIA



Bugun Pazar.
Italya'da kücük bir kasabadayım.
Genc bir Italyan'a Nazım Hıkmet ve Istanbul'u tanıtmak ıcın oturdum klavyemın basına.
Burada, yaklasık üc haftadır bes genc ınsanla bırlıkte yasıyorum.
Pırıl pırıl bır sabah gunesı  gelıyor pencereden odama.
Uzaktan, Perugıa'nın Kılıselerının kulelerını goruyorum.
Sımone, bır Italyan.
Cecılya, bir Ispanyol.
Rubın Sıcılya'lı bır genc.
Francesko da bır Italyan.
Bunlar kızımın ev arkadasları.
Hıcbırı Istanbul'u gormemıs.
Hıcbırı Nazım'ın güzel siirlerini dinlememış.
Yarın ayrılıyorum artık bu sehırden.
Bu guzel yureklı ınsanları ıstanbul ve Nazım ıle tanıstırmak ıstedım ayrılırken.
Ama Atılla İlhan ve Nazım'ı dınledıkce gozyaslarıma engel olamadım.
En cok da, 'Haramılerın Saltanatını Yıkacagız' cumlesınde bogazım dugumlendı.
Bu satırların  yazılmasından bu yana kac bahar gectı saymadım,
ama haramılerı yıkamadık ne yazık kı,
Gıderek de katlanıyor haramılerın saltanatı.
Burası Perugıa.
Burada baska bır dunya kurmuslar.
Insanlar sakın ve sessızce hayatlarını yasıyorlar.
Burada kımse kosarak gıtmıyor ısıne,
Burada kımse bagırmıyor bırbırıne.
Sokakta;  dunyanın pekcok yerınden gelmıs genc ınsanlarla yuruyorsunuz.
Cunku burası bır unıversıte sehrı ve ozellıkle YABANCILAR UNIVERSITESI pekcok  ulkeden ogrencı alıyor.
Barıs ve karsılıklı guven var.
Ev sahıbımız cok tatlı bır kadın.
Onbes gundur kırasını almaya gelmedı.
Ortacag'dan gelen bır esıntı ıle  yuruyorsunuz sokaklarda.
Hıcbır seyı degıstırmemısler.
Hatta, bozulan  yerlerı aslına uygun tamır etmısler.
Bu gunlerde Perugıa'a Avrupa'nın en buyuk cıkolata festıvalı yapılıyor.
Cocuk arabaları ıle sokaklarda cıkolata dukkanlarının arasında gecırıyorlar gunlerını..
Bılemedım...

Bu hayatı bılemedım.
Insanoglunu bılmedım.
Neden bizim topraklarımızda, birbirimizin hayatını zındana cevırmeye calıstıgımızı cozemedım
.

Dunyanın herhangı bır noktasında,
Oranın sıradan bır ınsanı gıbı yasamak arzum var her zaman.
Iste, Perugıa'da  tam da bunu yasadım.
Hayatın baska bır yönunu daha gördum.
Tesekkurler hayat.

15 Ekım 2017
09,47
Perugıa.

  https://tr.wikipedia.org/wiki/Perugia






Satır içi resim 1


Today is Sunday.

I am ın  a small town in Italy.



I sat down to introduce myself to a young Italian, Nazim Hikmet and Istanbul.



I have been living here for about three weeks now with five young people.

The sparkling morning comes in the morning with a window in the room.

From a distance, I see Perugia's horns.



Simone, he's Italian.

Cecılya ıs  a Spanish.

Rubın; one young man from  Sicilya.

Francesko is also Italian.



These are my daughter's house-mates.



They  did not see Istanbul.

They did not listen to Nazım's beautiful poems.



I'm leaving tomorrow from this town .

While I was leaving to get acquainted with these beautiful people of Istanbul and Nazım.



But I have not been able to prevent the tears as Atılla İlhan and Nazım were lıstenıng.



Most of the time, my throat was dampened in the 'We'll Destroy the Slaughter of Haram' contest.



I have not counted how many times since these lines were written,

but unfortunately we can not stop the haram,

It goes on and on, the harbors of the haram.



Here is Perugia.



People ıs  livıng slowly  and live their lives.

Here,I do not here a shit here.
And nobody runnıg to job.
Everythıngs are calm.



In the streets; you are living with young people from many parts of the world.

It is because of this, that there are many universities and, especially, the FOREIGN UNIVERSITY is receiving students from many countries.



There is peace and mutual trust.

Our host is a pretty sweet woman.

She did not come to pick up the rent.



You are walking on the streets with a lot of  aır coming from Medıaval.



They do not change anythings.

In fact, they have just repaired  the damaged places.



In these days ın Perugia there  is the biggest chocolate festival in Europe.



Children's cars go through streets in the streets of  chocolate..



I did not know ...



I didnot understand the  life.

I do not know about humankind.



Why did try to our lıfe to bad  ın  our lives into our land?

.



At any point in the world,

I always have the desire to live like ordinary people.



I've done it right in Perugia.



I've seen life another way.



Thank you, life.



15 October 2017

09.47

Perugia.

---------- Forwarded message ----------
From: efsun gr <efsungr@gmail.com>
Date: 2017-10-15 9:28 GMT+02:00
Subject: NAZIM HIKMET
To: simone@yahoo.com


Boungıorno lovely and very kındly Sımone;

I wısh you lıke Nazım's poem.

In our hearts, he ıs very ımportanda person and  poetr.

AND, ALSO I THANK VERY MUCH for your hospıtaly ın your home to me.

I feel lıke a bıg famıly wıth you.

Fırst tıme, I have been a Italıan people ın my lıfe and I love you very much.

We waıt you everytıme to Istanbul.

Bıg huge.



Cıvıdıamou ın Istanbul..



ABOUT NAZIM HIKMET:





https://it.wikipedia.org/wiki/Naz%C4%B1m_Hikmet

http://italyanca.info/2012/05/toscanada-bir-dag-kasabasi-ve-nazim-hikmetten-bir-siir/

https://www.google.com.tr/search?biw=1600&bih=804&tbm=isch&sa=1&q=%22Poesie+d%27Amore+Naz%C4%B1m+h%C4%B1kmet&oq=%22Poesie+d%27Amore+Naz%C4%B1m+h%C4%B1kmet&gs_l=psy-ab.3...5455.9869.0.10939.13.13.0.0.0.0.145.1075.11j2.13.0....0...1.1.64.psy-ab..0.4.353...0i19k1j0i8i30i19k1.0.OiAQQEnLYT4#imgrc=M_jWGT7tVUGPTM:

https://sehnazbac.wordpress.com/2009/04/18/ask-ve-bahar-amore-e-primavera-nazim-hikmet-1943/


 Nazım’ın 1960′da Roma’da yazdığı ve muhtemelen Joyce Lussu için kaleme aldığı şiirin İtalyancası ve Türkçesini alt alta koyuyorum:

La tua anima è un fiume, mio amore
scorre in alto tra le montagne
tra le montagne verso la piana
verso la piana senza poterla raggiungere
senza raggiungere il sonno dei salici piangenti
la quiete dei larghi archi di ponte
dell’erbe acquatiche dell’anatre dalla testa verde
senza raggiungere la dolcezza triste delle superfici piane
senza raggiungere i campi di grano al chiaro di luna
scorre verso la piana
scorre tra le montagne
tirandosi dietro le nubi che si fondono e si separano
portandosi di notte le grosse stelle
le stelle delle cime delle montagne
scorre schiumeggiando
mescolando nel fondo le pietre nere con quelle bianche
scorre coi pesci che nuotano contro corrente
vigili nelle curve
s’inabissa e s’inalbera pazza del proprio fragore
scorre in alto tra le montagne
tra le montagne verso la piana inseguendola
senza poterla raggiungere.
xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Oggi è domenica

Oggi è domenica
oggi per la prima volta mi portarono al sole.
E mi ha sorpreso la prima volta nella mia vita che il cielo
è così lontano da me
così azzurro
così ampio,
e sono rimasto senza movimento
e poi mi sono seduto sul suolo rispettosamente
ho appoggiato la mia schiena contro la parete.
In questo momento né terrificanti olas
né la lotta, né libertà, né mia moglie.
La terra, il sole e io...
Sono felice..






xxxxxxxxxxxxxxxxxx

In ginocchio, guardo la terra
guardo l’erba
guardo l’insetto
guardo l’istante fiorito e azzurro
sei come la terra di primavera, amore mio
                                       io ti guardo
Sdraiato sul dorso, vedo il cielo
vedo i rami degli alberi
vedo le cicogne che volano
sogno ad occhi aperti
sei come il cielo di primavera
                                            io ti vedo
Ho acceso un fuoco di notte in campagna, tocco il fuoco
tocco l’acqua
tocco la stoffa
tocco l’argento
sei come un fuoco sotto le stelle
                               io ti tocco
Sono tra la gente, amo l’umanita
amo l’azione
amo il pensiero
amo la mia guerra
sei un essere umano nella primavera, amore mio
                                                 io ti amo.






6 Ağustos 2017 Pazar

MEKTUP 1... KÖRFEZ'DEN SEVGİLERLE

https://www.youtube.com/watch?v=DmRRVGZ9sr4


Günaydın. 

Benim gibi bir yay insanının en sevdiği söz, 
şu mavi gezegende gittiği her noktadan sevdiklerine yazdığı;

''...........'' 'DEN SEVGİLERLE... kelimeleridir. 

Bu hafta; Alexandra Potter'in PARİS'TEN SEVGİLERLE' kitabını okuyorum. 

Buradan ilham alarak ve bir Yay Burcu insanı olarak sizlere ilk mektubumu 
Gemlik Körfezine bakarak yazıyorum. 
Dalgaların ve martıların eşliğinde bir sabaha uyanmak, 
yeşil bir dalın sunduğu sabah sessizliğini duymak...

Hayatımda, hem rutin hem maceralı olmayı seviyorum. 

Bir şeye başladım mı; bitirmeyi seviyorum. 
Her bitişin, aslında çok güzel bir başlangıç olduğunu biliyorum. 
Bunu hayatımda pek çok kez deneyimledim. 


İşte yine bir bitiş ve başlangıç noktasındayım. 

Onbeş ağustos'ta yeni bir güne başlayacağım. 
Artık, ilk uçak mı olur, ilk otobüs mü  olur bilemiyorum 
kendimi Atina-Korinthos yollarına bırakacağım. 

Yeni yılda yeni bir başlangıç yapmak üzere kendimi programladım. 
Yeni yılda, DÜNYA HUKUK OFİSİ'mi kuracağım. 

Bu süre içinde de, sizlere; 
mavi noktalardan mavi mektuplar göndermeyi diliyorum. 

Hayat bana hep B planı ile yaşamayı öğretti. 
Bu B şıkkı hep benim ruhumun ve aklımın sığınağı oldu. 

Her zaman, gülümseyerek hayata bakabilmeyi getirdi bana. 

İşte şimdi, böyle bir sabahta sizlere merhaba diyorum. 

KÖRFEZ'DEN SEVGİLERİMLE.

Efsun.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

NIET SOSYALIZM , PAJALUSTA KAPITALIZM

NIET SOSYALIZM , PAJALUSTA KAPITALIZM 

Yıl 1990. 
Aylardan mart...
Sabahın ılk ışıklarında Sofya garında ındım. 
Taksıye; Rıla Hotelı'ne gıtmek  ıstedıgımı soyledım. 

Yasım 25.. 
Henüz duvarlar yıkılmamış. 

Sokakta en çok kullanılan sözcük ' niet sosyalızm''-- (sosyalızme hayır)

28 Mart 2014 Cuma

BİR BİLECİK DURUŞMASININ ARDINDAN....

Bu güne dek yolum Bilecik iline de,
Bilecik'in Söğüt İlçesine de düşmemişti.. 
Söğüt deyince aklıma sadece seramik ve Osmanlının ilk yurdu gelir, 
Bilecik deyince ise hiçbir şey gelmezdi...
Ama bu günden sonra, 
hayatın sürprizlerle dolu mükemmel bir organizasyon olduğu gelecek....
Şöyle ki;

Yeni müvekkilimin bir seramik şirketinden  alacağı var. 
Bu seramik şirketi de 'iflasın ertelenmesi' talebinde bulunmuş...
Duruşma bu gün saat 13,30'da idi..

Sabah otogara gitmek üzere beşte yola çıktığımda,
kaldırımlara hafiften yağmur çiseliyordu...
Tertemiz bir yağmur kokusu ile başladım güne.. 

İstanbul'dan çıkışta, 
masmavi  bir gökyüzü ve yemyeşil bahar dalları eşlik etti...

Otobüs firması yolcular için müzik yayını yanında,
bir de Eistein'in hayatını ve aşklarını anlatan bir program hazırlamış...

Yemyeşil kırlar, bembeyaz bahar dalları ve kulaklarımda Eisteın'in hayatı, müzik ve kadınlara ilişkin hoş anıları.... 

Söğüt'e 11,30'da ulaştım. 
Hemen adliyeye gidip vekaletnamemi ibraz edip sokağa çıktım.. 

Ertuğrul Gazi Müzesi, Halk Kütüphanesi ve Çifte Minareli cami gerçekten tarihin içine çekip götürüyor insanı... 

Duruşmadan sonra üç bayan avukat hep birlikte bir taksi  kiraladık Bilecek'e ulaşmak için...

İşte tesadüfler o zaman  başladı... 
Yanımda oturan avukat benim gibi 141M hatlı otobüs mağduru idi... 
Yani Halkalı'da oturuyordu..
Bir kaç ay önce orada taşınmıştı..(ben de eylülde taşınmıştım...) 
Hem de nereden...
Benim eski mahallemden...Haseki hastanesinin karşısındaki Sefai Efendi sokaktan... 

Neyse, yol uzun...Laf lafı açıyor... 
Kızın ailesi nerede yaşıyor...
Denizli'de...
Aaaaa...Benimkiler de öyle...... 
Annesi nereli...,
Acıpayam-Kelekçi Kasabasından...
Bizimkiler nereli...
Acıpayam'a yirmi dakika uzaklıktaki Yeşilova Güney Kasabasından... 
Kızın babası nereli...Burdur Tefennı'liiii...

Halası nerede....Yeşilova'da....
Biz yazları nereye gideriz...Yeşiloava Salda Gölüne.......


İşte böyle sevgili dostlarım...
Hayat güzel...
Hem de çok güzel.... 

Hepiniz, hayatın bana sunduğu güzelliklersiniz... 
Sevgilerimle..

8 Ocak 2014 Çarşamba

POST TENEBRAS LUX... KARANLIKTAN AYDINLIĞA...

POST TENEBRAS LUX...

Bu slogan, Beyoğlu Anadolu Lisesi'nin sloganı imiş.. 
Bunu dün öğrendim ve çok hoşuma  gitti. 

İnsan, her gün yeni bir şey öğrenebilmeli.. 
Yeni bir şey öğrendiğinde yüreği kıpır kıpır edip, heyecanlanmalı.. 

Kızım ve ben bu sene üniversite sınavına girmeye karar verdik. 
Dün Beyoğlunda bir işim vardı ve gitmişken bu işimi de halledeyim istedim.. 

Harçlarımı yatırdıktan sonra, banka görevlisine;

-Buraya en yakın lise hangisidir?   
 diye sordum. 
-Hemen bitişiğimizdeki Beyoğlu Anadolu Lisesi, dedi.. 

Yıllardır Beyoğlu'nda İstiklal Caddesinde binlerce adım atmışımdır. 
Bu Lisenin önünden geçtim ama içeriye  adım atma şansım olmamıştı.. 

Ana caddedeki küçük kapının zilini çaldım, açan olmadı. 
Hemen yanındaki o güzel kırtasiyeye sordum girişini.. Yan kapıdan girilir, dedi.
Yan kapıdaki zili çalmama gerek kalmadan, kapı açıldı. 

Beni  üçüncü kata  gönderdiler.. 

Yılların adımları ile parlayan mermer merdivenleri çıkarken 
Atatürk'ün Kadınlarla ilgili bir sözünü gördüm duvarda.. 
Ne ilgisi var şimdi bu Anadolu Lisesi ile bu sözlerin dedim içimden.. 

Dönüşte, merdivenlerden inerken etrafa göz  gezdirdim.. 
Çok güzel bir tiyatro salonu var..
Kocaman bir kırmızı perde, balkonu ve locaları ile tam bir tiyatro sahnesi.. 

O zaman bu binanın gerçek kuruluşunu daha çok merak ettim.. 

Tarihçesi, kapının hemen girişinde  imiş.. 

Burası,   ilk defa 1849 yılında Beyoğlu'nda bulunan yabancılara eğitim vermek üzere 'English High School for Girls' adı altında  bir İngiliz Sefirinin karısı tarafından kurulmuş.
Bir dönem kapalı kalmış, yeniden açılmış ve 1979 yılında devletleştirilip ''İngiliz Kız Ortaokulu'' adını almış.
1980 yılında da lise kısmı açılarak ''Beyoğlu Anadolu Lisesi'' olmuş.

İşte duvarda yazılı kadınlarla ilgili sözün sırrı da burada imiş... 

POST TENEBRAS LUX... KARANLIKTAN AYDINLIĞA...

Bir gün yolunuz düşerse, kapıdan uğrayıp o güzel tarihi  hissedebilirsiniz..

Ülkemizin ve hukukun geçirmekte olduğu bu karanlık günlerin de aydınlığa kavuşması ümidi ile hepinizi selamlarım... 

Sevgilerimle..

27 Eylül 2013 Cuma

YENİ BİR CUMARTESİ SABAHI

Bugün, yeni evimizdeki ilk cumartesiyi yaşayacağız.
Sabah kahvemi hazırladıktan sonra biraz kitap okudum.
Bu günlerde, 'Yoldaş Kilkin' isimli Vlademir Zarev'in bir kitabını okuyorum.
Zarev, bir Bulgar yazarı.
Bir fabrika binası inşa ediliyor ve kitapta çalışanların hayat hikayeleri ve günlük yaşamları anlatılıyor.

Biraz okuduktan sonra, aklımın hep Tela'ya kaydığını hissettim.
Dokunduğum masalar, baktığım pencerelerde sürekli onu hissediyorum.
En kısa zamanda onu görmeye gitmem gerektiğini düşünüyorum.

Evde hala göçebe hayatımüz devam ediyor.
Koltuklar ve elbise dolapları henüz gelmedi.
Koltuklar gelmediği için henüz perdeleri almadık.

Mutfaktaki masanın başında geçiyor akşamlarımız.
Salonda sadece bir televizyon ve bir orta sehpadan başka bir şey yok..

Gündüzlerimiz, çevreyi keşif yolculukları ile doluyor.
Irmak, sadece iki dakika yürüyerek okuluna gidip geliyor.

Okulunu ve öğretmenlerini ve hukuk derslerini çok sevdi.
İlkokula başlayan bir çocuğun annesi, nasıl alfabeyi yeniden öğrenirse,
ben de hukuku yeniden öğreniyorum.
Akşamları ders çalışırken, "Anne, Kanun Hükmünde Kararname ne demek..." şeklinde sorular dolaşıyor mutfağımızda...

Bugün, aşağıdaki havuzu ve saunaları ısıtmalarını rica ettik.
Bir haftadır, çok ender olarak diğer oturanlarla karşılaştık.
Hafta sonları daha çok kişi olduğunu söylediler, bakalım göreceğiz..

Hayat, sakin ve keyifli devam ediyor..


18 Eylül 2013 Çarşamba

KENDİM İÇİN GÜNLÜKLER

Bu sabah uyandığımda, elim başucumda bulunan Nazım Hikmet-Yazılar kitabına gitti.
Sabahları uyandığımda ve akşamları uyumadan önce mutlaka bir yazarın beynine dokunmayı çok seviyorum.
İşte bu sabah Nazım'ın 'Orhan Selim' imzası ile yayınladığı "İSVEÇ MİSİN BE MÜBAREK" yazısını okudum ve ben de kendime bir günlük oluşturmaya karar verdim.

Fakat ne kadar uğraştıysam da, yeni bir blog oluşturamadığım için varolan bloğum ile KENDİM İÇİN GÜNLÜKLER yazmaya zorunlu kaldım...

Bugün 18 Eylül 2013 çarşamba..
Dün hayatımın ilginç günlerinden birisi idi..
Biz yıllardır kendimize yeni bir yaşam alanı oluşturma peşinde idik ama bir türlü istediğimiz evi bulamıyorduk.
İşte dün kendimize yeni bir yaşam alanı satın aldık.

Bir gün önceden herşeyi ayarladık. Eşim ve kızım, bankadan "AŞK ÖRGÜTLENMEKTİR"yazan bir bez çanta dolusu parayı eve getirmiş.
Sabah, Güneşli otobüsü ile  tapu dairesine gittik. O kadar para ile belediye otobüsüne binilir mi diyeceksiniz... Bindik işte..
Ne de olsa, alın teri ile kazanılmış para olunca, yine en ucuz ulaşım aracını seçiyorsunuz...
Tapuda işlerimiz hallettikten sonra, yeni evimize gittik ve anahtarlarımızı teslim aldık.

Yeni evimiz, kızımın okulunun tam karşısı..
Orayı seçmemizin temel nedeni zaten okula yakınlığı..
Ayrıca, içindeki yüzme havuzları, hamamı, saunası da benim karar vermemde çok etken oldu ne yalan söyleyeyim...
Anahtarı aldıktan sonra evimizi döşemek için en yakındaki mobilyacılar çarşısına gittik.
Epey bir süre dolandıktan sonra, yorgunluktan ayaklarımıza kara sular inmiş halde halen yaşadığımız Haseki'deki evimize geldik.
O kadar yorulmuşuz ki, yemek bile yemek istemedi canımız..

Haa, dün bir şey beğendiniz mi derseniz, bilemeyeceğim..
Geçen gün İsviçre ile görüşürken, kızıma oradaki evi gösterdik, bize bir esin kaynağı olsun diye..
Bir de, yeni bir inşaattaki örnek daireyi çok beğenmiştim...

Evin ölçülerini alırken, kızım bize yardımcı olan beye " biz evcilik oynar gibi bu evi döşemeye çalışacağız" dedi.
Çok doğru bir tespitti..
Bu evi, az ve sade eşyalarla donatmak ve kendimize keyfli bir yaşam alanı yapmak istiyoruz.
Bugün de yataklar ve çamaşır makinası için dolanacağız..

Dün, personel bize çok nazik ve güleryüzlü davrandı ve bundan çok keyif aldık..

Kendimizi bir tatil ortamında hissediyoruz..
Havuz başında dostlarımız ile keyifli zamanlar geçirmeyi istiyoruz..
Kızım bu sene hukuk fakultesine başlıyor...

Hayat, bize sağolsun hep güzelliklerle geliyor.
Bunun için minnettarım..
Efsun
http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.polatinsaat.com/images/polatport_detay_pic1.jpg&imgrefurl=http://www.polatinsaat.com/polat_port_residence_detay.asp&h=201&w=265&sz=27&tbnid=vR6IT0_fxWy-4M:&tbnh=90&tbnw=119&zoom=1&usg=__IaQAjOvxW1cgA1OMthGVmQBbkSo=&docid=NdfizL4KtJfchM&sa=X&ei=j2Y5UsizG8qrtAa_gIGoAQ&sqi=2&ved=0CFoQ9QEwBw&dur=2442