11 Haziran 2009 Perşembe

bugün






















Bugun,
gunes dogarken maviliklerde dolanan martilarin coskusu gibi,
bir piyanistin notalarda dolanan eli gibi
keyifli ve mutlu bir gun dilerim size.
12 haziran 2009 cuma
07.35

31 Mayıs 2009 Pazar

Ankara Yolları


Günaydın

Bu satırları İstanbul- Ankara yolculuğunda yazıyorum.

Sabah 6.45 otobüsüyle Çağlayandan yola çıktım.

Akşamdan bir haftalık hava durumunu öğrendim.

Dünden beri televizyonlar Ankaranın karlı manzaralarını gösteriyorlardı.

İçime yün fanilamı ve yün pantolonumu giyerek yola çıktım.

Sabah serinliğinde henüz İstanbul semalarında beyaz bir sis vardı.



Köprünün uzun demir direklerine hayranlıkla baktım.

Boğazı geçerken,

uzaktan birinci köprünün nazlı duruşunu

ve Kulelinin kulelerini seyrettim.

Sonra başımı diğer yöne çevirdim.

Karadenizin maviliği usul usul Marmaraya iniyordu.

Ben yollarda olmayı seviyorum.

Otobüs ilerledikçe cama vuran yağmur damlaları artmaya

ve camın arkasından gelen serinlik hissedilmeye başladı.

Otobüste internet çalışıyor.

İki katlı olan otobüsün birinci katı kahvaltı için ayrılmış.

Sabahleyin doğrudan bu kata oturum.



Fırında ısıtılmış sıcak ekmeğime tereyağını sürerek

ve yeşil çayımı içerek kahvaltımı yaptım,gazetemi okudum.

Manzaranın yeşilden griye,

grıden de beyaza dönüşecek olması çok heyecan verici..

Ankara yollarından sevgiler.

Efsun..

KEMERALTI KIZLARAĞASI HANINDA YAĞAN YAĞMURU DİNLEMEK










Cama vuran yağmur damlalarının uyarısını dinlemeden
kendimi Kemeraltının insanı 1800'lü yıllara götüren
pembe, mavi, mor boyalı dükkanların sıralandığı
dar sokaklara attım.

Köşede Ali Galip Şekercisinin tam karşısındaki
Gevrekçiden kendime Kumru aldım.

Kumru, beyaz peynir, kırmızı domates dilimleri
ve yemyeşil bir sivri biberden oluşan
İzmirin sembolü bir simit türevidir.

Daha sokaklar bomboş, dükkanlar açılmamıştı.
1. Beyler, 2. Beyler sokaklarını geçince
buldum "Meserret Kahvesini".

Yirmi yıl öncesinin Meserretinden geriye kalan
tavandaki işlemeler,
ortadaki şadırvan ve havuz,
bir de duvarlardaki
eski İzmir manzaları.

Kendime ince belli çay bardakta
bir çay ısmarladım.
Yavaş yavaş ısırarak
ve ağır ağır çayımı yudumlayarak yaptım sabah kahvaltımı.

Dışardan yağmurun sesi geliyordu ama daha fazla beklemek istemedim.
Ve yine sokaklara çıktım.

Yağmur iyice artmıştı. Sokaklar dereler haline gelmişti.

Ayaklarım sular içinde,
Kızlarağası hanına ulaştım.
Kızlarağası kırmızı tuğlalardan örülmüş eski bir tarihi han.
İçinde şimde İzmir hediyelikleri ile gümüşçü dükkanları var.

Hanın arka kapısından çıkınca,
minik taburelerle dolu kahveci dükkanlarına varıyorsunuz.

"Hakiki Sahlep" yazan dükkanın kapısından
kendimi içeri dar attım.

Üstü mis gibi tarçın kokusu ile dolu sıcak salebimi içerken
bu satırları karaladım.


Kızlarağası-Şükrü Beyin Yeri

09.50

http://fincandapisenkahve.com/fotogaleri.asp

Cumartesi Sabahı için




Cama vuran yagmur tanelerinin

yavas yavas suzulurkencikardigi gurultu ile uyanin bu sabah.

Sabah kahvenizi sadece sutten yapin.

Icine hic su katmayin.

Kahvesi biraz fazla olabilir

zarar yokbugun cumartesi.

Yanina bir parcacik

bulabilirseniz Isvicre cikolatasi

bulamazsaniz guzel bir badem ezmesi alin.

Ilk yudumunuzu almadan once

mutlakabir klasik muzik sesi yayilsin odaniza,

Sonra arkaniza yaslanin

ve ilk yudumunuzla birlikte

hayatinizdaki bu keyiflianin

guzelliginihissedin.

sevgilerimle.


Istanbul.

efsun

Sultanahmet'te Bir Öğle Vakti


Dun sabah Sultanahmet Tramvay Duragında ınıce,

önce etrafıma bakındım.

Sultanahmet Parkının yeşillikleri içinden görünen manzarayı içime sindirdim.

Derin bir nefes aldım.

Binlerce yılın üstüste koyduğu tüm bu güzellikler arasında olduğum için

bu sabah ne kadar şanslı olduğumu düşündüm.

Dünyanın bir çok ülkesinden,

bir çok insanın bulunmayı istediği bir meydanda idim.

Öğle arasında kendimi aç hissetmediğim için,

yemekçiye gitmek yerine kitapçıya gitmeyi yeğledim.

Kendime dört tane kitap seçtim,

parasını ödedim, poşetimi aldım ve dışarı çıktım.

Saat henüz biri yedi geçiyordu.

Mesai saatının başlamasına daha vakit var diye düşündüm

ve kendime bir kahve ısmarlamak için

Nuriosmaniye Caddesindeki Kahve Dünyasına gittim.

Hem kahvemi yudumlar

hem de aldığım kitapları karıştırırım diye düşündüm.

Sade bir Türk Kahvesi söyledim.

Yanında gelen minik çikolatalarla keyifli bir yudum aldım

ve kitaplarımı çıkardım.

Bir baktım, içinde benim kitaplarımdan ayrı

iki kitap daha var.

Yanlışlıkla benim torbama konulduğunu düşünüp kenara ayırdım.

Dönüşte yeniden kitapçıya uğradım

ve benim olmayan kitapları kitapçıya geri uzattım.

Kitapçı, gülerek; geri geleceğinizi tahmin etmiştim, dedi.

Onlar bizim hediye kitaplarımız,

size söylemeden çantaya koymuştum;diyerek bana keyifli bir öğle sürprizi yaşattı.

Yaşamınızda böyle keyifli anlar yaşamanız dileklerimle

sevgiler&saygılar...

efsun.

istanbul.




Bahçede Bir Türk


Yagmurlu bir İstanbul gününde
yapılabilecek en güzel şey,
camdan süzülen yağmur damlalarını seyredererek,
ocakta tıkırdayan çaydanlığın sesi eşliğinde
ince belli çay bardağı ile
sıcacık çayı yudumlamaktadır.

Bugünlerde okuduğum kitabın ismi,
"Bahçede bir Türk"
Yannıs Hantolus yazmış.
Osmanlı'nın son dönemlerinde;
bir Türk ile evlenerek adını ve dinini değiştiren
bir Rum Kızı ile
bir Rum ile evlenerek
adını ve dinini değiştiren
bir Türk kızının
Edirne ve Atina'da geçen yaşamlarını anlatan
değişik bir roman.

Bugünlerde bir de resim yapmayı seviyorum.
Ama suluboya resimler.
Henüz başka tür boya kullanmaya cesaret edemiyorum.

Kendime boy boy fırçalar aldım.
Kutu kutu suluboylarım da var.

Renklerin keyfini sürmek için,
adliyelerin tozlu koridorlarını unutmak için
gökyüzününü maviğine dokunmak için...

Birazdan suluboyalarımla başbaşa kalacağım.
Bu yağmurlu cumartesi gününde
her kim nerede olursa olsun,
yollarda olanlara
işyerinde bunalanlara
keyifli saatler diliyorum..

Sizlere,
Hermitaj Müzesi ile Louvre Müzelerini gönderiyorum.
sanal da olsa
keyifli gezmeler diliyorum.

Sevgilerimle.
Efsun-Istanbul.

Yaşama Sevincinin Sırrı


"Bu yaşama sevincinin sırrını bana da öğretir misin ?"



Bu sabah maillerimi açtığımda bir arkadaşım bana böyle bir mesaj yazmıştı.

Benim de ona şöyle bir yanıtım olacak...

Bu işin hiçbir sırrı yok.



Bu sabah servisle gelirken,her sabah yaptığım gibi,

Unkapanı Köprüsünün üzerinden geçerken

okuduğum kitaptan kafamı kaldırıpkarşılara baktım.



Topkapı Sarayındaki o eski kulenin zirvesi

Topkapı Sarayındaki o eski kulenin zirvesi,

Süleymaniye, Ayasofya camilerinin oval kubbeleri

ve minarelerin zirveleri,

bunların eteklerindeki minik pencerelerden oluşanhoş bir İstanbul slüeti seyrettim.



Bir suluboya resmi için ne hoş bir görüntü olduğunu düşündüm.

Servis, Mecidiyeköy Meydanını geçtikten sonra

Bu kez Metrobüsler için hazırlanan bir inşaat alanından geçti.



Tam buradan geçerken de,

bir parça yeşilliğin üzerinde,

sarı yağmurluklarıyatoprağa eğilmişbir şeylerle uğraşan

onbeş yirmi işçi gördüm.

Minik minik eğilmelerle

o toprakta bir güzellik yaratmaya uğraşıyorlardı.



Aslında tüm hayatın,

birilerinin parmak uçlarından dökülen

minik emeklerin bir toplamı olduğunu hissettim o an.

O manzara muhteşemdi.

Karıncalar gibi sade ve düzenli kıpır kıpırdılar..

Aslında hepimiz öyle değilmiyiz..

Parmak uçlarımızla her gün hayata bir ilmek atmıyormuyuz..

.

Bu yağmurlu İstanbul sabahında

ilmek dokuyan tüm yüreklere

keyifli bir gün diliyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

Efsun