11 Mart 2025 Salı

Yolculuk... Sihirli Sözcük..


 YOLCULUK 

"Voyage"

Ne sihirli bir sözcük. 

Bir sabah treni ile, yaşadığın şehri yavaş yavaş arkanda bırakmak... 

İnsanlar henüz güne başlamamışken,  en erken  saatte  rayların üzerinde yavaş yavaş yol almak.. 

Yeni başladığın bir kitabın ilk sayfalarını yavaş yavaş okumaya  başlamak gibi...

Felsefe tarihinde sırayla gelen filozofları  öğrenmek  gibi.. 


Bugün yine bir sabah treni ile  Ankara  yolcusuyum. 

Hayat  bana  gerçekten güleryüzlü davranıyor. Yollarda olmak,  rutin bir gündelik yaşamın dışında olmak... 

Yeni  yollar görmek, yeni yoldaşlarla tanışmak.. 

Bu günlerde okuduğum kitapta en çarpıcı   sayfa şu oldu: 

"Politik etkinlikleri  nedeni ile Fransa Hükümeti  tarafından sınır dışı edilen Frederich Engels; parası olmadığı için Paris'ten İsviçre Bern'e yürüyerek  gitti. Bu yolculuk yaklaşık iki hafta sürdü..." 

Dünyanın  kültürel ve insani mirasından  bu güne, çekilen  acıları ve harcanan emekleri düşününce,  dünyanın bu gün çok daha güzel  bir gezegen olması gerektiğini düşünüyorum. 

Ama öyle değil maalesef. 

Yine de, atılan her adım,  yüzyıllar içinde  yavaş yavaş  etkisini  gösteriyor belki de.. Sonuç olarak,  karınca misali, atılan her bir adım, her şeye rağmen  özel ve güzel... 

Yollarda olmak özel ve güzel... 

Ankara Treninden  sevgilerimle.. 

12.Mart 2025





12 Ocak 2025 Pazar


 ❤️

Felsefe ve Müzik 

Bugünlerde, sanat ile ilgili biraz isyankar duygularım var. Şöyle ki; geçenlerde çok sevdiğim bir sanat kurumunun ana sayfası geldi önüme. Baktım ki, bütün üst tabaka şirketler, sponsor olarak yer alıyor. 

Çok ilginç bir şekilde, ruhum karardı. Bizim sanat adına bayılarak izlediğimiz şeylerin, aslında bu ekonomik sistemin ana çarklılarının bir lütfu gibi hissettim ve o kurumu takip etmeyi bıraktım. 

Sonra bu duygularımı, bir arkadaşım ile paylaştım. 

Ama o dedi ki; "yanlış yaklaşıyorsun, önemli olan onların da sanat adına elini taşın altına koymuş olmaları ve sanatın insanlara ulaşmasına destek vermeleri.." 

İkircimde kaldım. 


Diğer bir ikircimim ise, klasik müzik ile ilgili. 

Bu günlerde, on sekizinci yüzyılda, Londra'da geçen bir dizi film izliyorum. 

Kraliyet baloları, evlendirme çağındaki gençlerin talip bulma çabaları vb.

Bütün bu süreçlerde, arkada sürekli çalan bir orkestra ve vals yapan,  o müzik ile kendini başkalarına beğendirmeye çalışan genç kızlar ve erkekler.. 

Günümüz ilgi alanında olmayan bir yaşam tarzı. 

Peki bizler ne yapıyoruz;

Büyük orkestraların güzel konserlerini dinlemek için kültür merkezlerine gidiyoruz. 

Aslında, o müzikler, kesinlikle bu konserler için yazılmamış bence. Mozart, kraliçe kendini beğensin ve o salonlarda güzel müzikler dinlensin diye yazmış o notaları. 

Evet, büyük bir başarı ve büyük bir yetenek. 

Ama bugün bizim veya benim gözümde yücelttiğim kadar ulvi bir şey değil belki de... 


Yapay zekadan, Felsefe ve Müzik konulu bir görsel talep ettim. 

Ve bu görseli yarattı. 

"Aklın ve ruhun uyumu" diye de açıklama yaptı bana.. 


Neyse... 

İyi pazarlar diliyorum. 

Sevgilerimle..

Efsun 

5 Ocak 2025 Pazar

BAZI ANLARI DONDURMA ARZUSU..


BAZI ANLARI DONDURMA ARZUSU.. 
Az önce, annemi aradım, günaydın demek için. 
Dedi ki; Emine Hanım’a,  Süheyla Hanım oturmaya gelmiş. Ben de onların yanına gideceğim   çay içmeye… 
Birden ruhum, seksenli yıllara ışınlandı. 
Aslında, o an şunu hissettim: 
Benim gelmesini umduğum  “gelecek” ; sanırım şu an “içinde bulunduğum gelecek”  değildi…..
………………………………………
Denizli Merkez Ortaokulu.. 
Denizli  Öğretmenler Sitesi Mahallesi. 
Kazım  Bey amca bizim okulda  öğretmendi. Kızı, en yakın arkadaşım. 
Babam,  bizim  okulda öğretmen idi ama bizim derse girmedi hiç. 
Hüsam Bey Amca.. Beden  Öğretmenimiz ve karşı  komşumuz. Kızı,  harika bir enerji ile cıvıl cıvıl. Bizden bir yaş büyük idi ama  çok severdim. Hala çok severim, hayranım yine.. 
Öğretmenler, birleşerek büyük bir arsa almışlar ve birer katlı  evler yapmışlar. Aynı okulda öğretmen ve aynı mahallede yaşam.. 
Çocuklar, aynı okulda öğrenci. 
Hanımlar,  “ev hanımı” ve   candan komşuluklar.. 
Her annenin,  bir “Günü” var. Hanımlar  hangi gün kimin evi var ise ona misafirliğe gider. Bu standarttır. 
Çocuklar, beraber ders çalışır. 
Cuma  akşamları , ailecek  ev gezmesine gidilir. Ama gündüzden  çocuklar gider ve şöyle der: 
“Ayten Teyze; akşam evde iseniz  biz misafirliğe gelmek istiyoruz…” 
Evet, habersiz ev gezmesine  gidilmezdi. 
Çocuklar,  okuyup, gelecekte iyi bir yaşam  sürmeleri  için sıkı çalıştırılırdı. Disiplinli  bir okul hayatı yani.. 
Yaz tatillerinde, mahallede  çoğunlukla her öğretmen kendi köyüne  tatile giderdi. Sanırım sadece  Emine Hanım  teyzelerin  yazlığı vardı. Başka kimsenin var mıydı  anımsayamadım şimdi. 
Güzel zamanlardı. 
Henüz seksen darbesi olmamıştı. 
Babam bizi  bazen Töb-Der  Lokaline götürürdü. Anımsıyorum. 
Çok büyük bir kütüphanemiz vardı. Hala var. 
Babam Türkçe Öğretmeni idi.  Biz,  Rus Klasikleri, Fransız  Romanları  ile burun buruna  büyüdük. 
Evimize  her gün mutlaka  Cumhuriyet  Gazetesi alınırdı. 
Aylık dergiler   gelirdi ama şu an isimlerini  anımsayamadım. 
Ecevir, umuttu. 
Şenay Teyze,  politika ile  daha çok ilgili idi.  Mavi gömlek moda idi. Sanırım sembol idi. 
….
Neden  bunları  anımsadım tek bir  cümle ile.. 
İnsan beyni çok ilginç. 
Hani, impulslar  varmış ya, beyinde.. 
Benim beynim,   böyle ışınlanmalar yapıyor bazen.
Aslında,   biraz hayata karşı kırgınlık ve küskünlük belki de.. 
Ben, şahsen,  o zamanlarda HAYATIN DONMUŞ OLMASINI  dilerdim. 
Umut  dolu zamanlardı.. 
Sevgilerimle.
05.01.2024 
İstanbul / saat 15.12.
Efsun 


 

2 Nisan 2023 Pazar

NİNEMİN PAYAMLARI ( Hayatın devamlılığı üstüne düşünceler)


NİNEMİN PAYAMLARI
( Hayatın devamlılığı üstüne düşünceler)


Bugün, bahçede ninemin "payamlarını sıydım.. "
Yani ninemin tarlasından gelen "bademleri kırdım..

Çimenlerin üstüne usul usul yağmur yağdı,
benim ellerim de usul usul badem kırdı hem de geçmişe yolculuk yaptı..

Biz çocukken, okullar kapanınca hemen Köy'e giderdik. Köyde, babaannemin kerpiçten evinin mutfağında, ninem bize tarladan getirdiği payamları kırdırırdı.
Bütün yeğenlerimi hatırlıyorum, Ninemim bütün çocukları ve torunları birlikte olurduk.
Akşamları, evin damına çıkar yıldızları seyrederdik.
Çıktığımız merdiven, iki yanından tutamağı bile olmayan tahta bir merdivendi. Bir de ninemin minderlerini taşırdık yukarıya, üşenmeden..

Ne güzel zamanlardı.
Şimdi bütün yeğenlerim, kuzenlerim, neredeyse dünyanın dört bir yanına dağılmış durumda..
O güzel çocukluk günleri nasıl da insanın içini ısıtır..

Geleyim bu güne..
Güzün, bademleri toplarken ağacın bir tanesi acı çıktı.
Günyakada'ki ağaç..

Annem, kardeşimle bana badem göndermiş ve kısmetime bütün acı bademler bana gelmiş.
Bademler aylardır balkonda duruyordu.
Bugun internetten bu acı bademler ne yapılır diye araştırdık kızımla..
Meğer, acı badem ile hem "ACIBADEM KURABİYESİ" hem de "MACARON" yapılırmış..
Sonunda bademlere çözüm bulmanın sevinci ile tüm bademleri bahçaden topladığım iki beyaz taş ile üşenmeden kırdım.

Ama , anneme söyledim; seneye o ağacı kesinlikle toplamayalım..

Hayatın devamlılığı nerede?
Benim ruhumda,
Benim kalbimde..

Çocukluğumun güzel değerlerini kaybetmeden yaşamak istiyorum..
Herkese keyifli bir akşam diliyorum.
Sevgilerimle..🌿🌞🌏⭐️💥🌗


 

25 Ağustos 2021 Çarşamba

A WEDNESDAY MORNİNG THOUGHTS

 I was early this morning again..

First, I sent my morning greetings to the people I love around the world.
Then, I received an invitation to Bodrum from my dear friends in Bodrum.
By the way, I had my coffee and water with me.
And my favorite radio channel these days...

https://www.canliradyodinle.fm/radyo-egenin-sesi-dinle.html

I finished my work quickly by obeying the sound of the sea coming from far away.

Then I ran down to the sea.
There was a vast blue and only Mudanya Ferries passing far in the sea.

In the morning, after walking with a few people walking on the beach, we greeted each other with the sun on the rocks of the breakwater.

This morning I listened to the book "BROKEN STONES" by Heraclitus.
Then I listened to some English books.

Then we chatted with my sister in Ankara.
An aunt we love very much has been in intensive care for a week.

The woman suddenly fell ill while drinking coffee and the doctors weren't saying anything good.

Why am I writing all this?
A friend of mine, whom I said good morning and whom I love very much, wrote, "I hope everything is fine since we see each other."

Here, I am writing these lines and sending them to my dear friends.

I love certain things in life.
For example, I love Ataol Behramoğlu's poem "There is something I have learned from my experiences".

For example, I love being on the road.
For example, I love chatting with my friends.

I embrace you all with love.
I wish you a beautiful summer morning.
Maybe we'll have a morning coffee together.

With love.
Efsun

https://www.youtube.com/watch?v=CQv6tKu5P5k

--

BİR ÇARŞAMBA SABAHINDA AKLIMDAN GEÇENLER...

 


Bu sabah erkenciydim yine..
Önce, sabah selamlarımı  gönderdim, dünyanın  dört bir yanındaki sevdiğim  insanlara..
Sonra,  Bodrum'daki çok sevdiği dostlarımdan, Bodrum daveti aldım. 
Bu arada kahvem  ve suyum  yanımda idi. 
Ve bu aralar en çok dinlediğim radyo kanalım...

Uzaklardan  gelen denizin sesine uyarak, hızlıca uyap işlerimi bitirdim. 

Sonra koşarak denize indim. 
Engin bir mavilik ve sadece uzaklardan geçen Mudanya Vapurları vardı denizde.  

Sabahları, sahilde yürüyen  bir kaç kişi ile birlikte yürüdükten sonra, dalgakıran'ın kayalıklarında güneşle birbirimizi selamladık. 

Bu sabah Heraklitos'un " KIRIK  TAŞLAR" kitabını dinledim. 
Sonra  biraz ingilizce kitabı dinledim. 

Sonra Ankara'daki kardeşimle sohbet ettik.
Çok sevdiğimiz bir  halaları,  haftadır yoğun bakımda imiş. 

Kadın, kahve içerken birden bire fenalaşmış ve doktorlar hiç iyi şeyler söylemiyormuş. 

Bütün bunları neden yazıyorum... 
Sabah günaydın dediğim ve çok sevdiğim  bir arkadaşım, " Görüşmeyeli herşey yolundadır dilerim" diye yazmış.

İşte, ben de  bu satırları yazıyorum ve siz sevdiğim dostlarıma gönderiyorum. 

Hayatta bazı şeyleri çok severim. 
Örneğin, Ataol Behramoğlu'nun " YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM  BİR ŞEY VAR" şiirini çok severim. 

Örneğin, yollarda olmayı çok severim.
Örneğin, dostlarımla sohbet etmeyi çok severim. 

Hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. 
Güzel bir yaz sabahı diliyorum. 
Belki  bir sabah kahvesini birlikte içeriz.. 

Sevgilerimle.
Efsun 


15 Aralık 2020 Salı

FELSEFE MEKTUPLARI -3 (HERAKLEİTOS VE İNSANIN AKLININ ANAHTARI )

 ( AYNI IRMAKTA İKİ KERE YIKANILMAZ)

ποταμοῖσι τοῖσιν αὐτοῖσιν ἐμϐαίνουσιν, ἕτερα καὶ ἕτερα ὕδατα ἐπιρρεῖ."

 "Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar"

"Ποταμοῖς τοῖς αὐτοῖς ἐμβαίνομέν τε καὶ οὐκ ἐμβαίνομεν, εἶμέν τε καὶ οὐκ εἶμεν."

 "Aynı ırmaklara gireriz ve girmeyiz. Hem varız hem yokuz.


İyi akşamlar..

Deniz;  henüz altı yaşında olan  bir kız çocuğu.

Günlük hayatta çok kıvrak  zekalı, çok hazır cevap bir çocuk.

Bu yıl, ilkokul birinci sınıfta ve okumayı yeni öğreniyor.

Ya da  öğretilmeye çalışılıyor.

Pandemi nedeni ile öğretmenleri onlara internet üzerinden ve cep telefonları aracılığı ile ulaşıyor.


Yeni öğretim sisteminde, önce tek  tek harfleri öğretiyorlar.

Annesi, Deniz'in hiç ders çalışmadığından ve okumayı  öğrenemeyeceğinden sürekli dertlenip duruyordu.

Geçen sabah evlerine kahve içmeye uğradığımda, Deniz, gel birlikte derslerini tekrar edelim dedim.

Çocuk kitaplarını  ve defterlerini getirdi.

Okumaya çalışıyor ama bir türlü iki harfi birlikte söylemeyi  başaramıyor.

Kelimelerle birlikte yazsa da, yine tek tek harflerde durup, annesinin yüzüne  bakıyor.


O sabah ve ertesi öğlen, Deniz'in dersleri konusunda ısrarcı oldum ama en sonunda pes ettim  ve  

Deniz'ciğim seni boşuna yormayayım,dedim.

Bütün bu hikayeyi neden anlattım.

Heraklietos'u anlatmak için.

Bu  dönemki felsefe konularım  içinde aklımda kalan  en önemli filozoflardan  birisi  "Herakleitos".

Heraklietos, Mİlat'tan önce 435-475 yılları arasında yaşamış Ephesos'lu (Efesli) bir düşünür.

Zengin  bir ailenin oğlu olarak dünyaya geliyor ama zenginliğin insanı bozduğunu düşündüğü için ailesinden kalan mirasını kardeşine  bırakıyor.

Yaşadığı dönemde hem siyasi yapıyı hem de Efes Kentinde birlikte yaşadığı insanları acımasızca eleştiriyor. Halk kitlelerini aklın sesine kulak vermeyen, kör ve cahil  kimseler olarak niteliyor.

Doğa üzerine" isimli eseri  günümüze ulaşmış.

Ateş ve Logos kuramı ile aslında  uyanıkken uyuyan insanlığı  dürtüp onu uyandırmaya çalışıyor.

"Tek bir ortak akıl (ilke yani logos)  vardır. Ama çoğunluk kendilerine ait bir akıl (Pherenosis) varmış gibi  yaşar. "

"Evren, uyanık olanlar  için tek ve ortaktır. Ama uykudayken her insan yana, yani kendi özel evrenine dönüp kıvrılır." diyor.

ATEŞ- LOGOS

Herakleitos eserine logos ile başlıyor:

 "Bu  her zaman var olan logos'u insanlar  yalnızca işitmeden önce değil,  işittikten sonra da anlamıyorlar.  Her şey bu logos'a göre  olup bittiği ve  ben her şeyi doğasına göre ayırt  ettiğim ve nasıl olduğunu bildirip  açıkladığım halde, söylediklerimle ve  yaptıklarımla karşılaştıklarında acemi gibi  davranıyorlar. Uykudayken  ne yaptığını  unutan öteki  insanlar gibi bunlar da uyanıkken  ne yaptıklarının  farkında değiller…."

 Nesnelerin kendisinden gelip, kendisine gittikleri ilk maddenin ateş olduğunu söylemiştir. Ona göre dünyamız sonsuz canlı ateşten değişmeyle meydana gelmiştir ve bir vakit gelecek sonunda tüm-ateşe girecektir, böylece akış yeniden başlayacaktır.

 Karşıtların savaşı, oluşun zorunlu ve tek koşuludur. Eğer karşıtlıklar arasındaki savaş olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Evren, karşıtlıkların savaşının oluşturduğu bir uyum  harmonia'dır:

 "Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz olanlardan en güzel uyum doğar. Her şey çatışma sonucunda oluşur.

 Her şey akar ve sürekli değişir.Ana madde olarak gördüğü Ateş bir an için bile hareketsiz kalmayan bir maddedir.


SONUÇ:

Aklımı  kurcalayan ve kalbimi acıtan  şey ise, çoğu zaman ben de içinde bulunduğum ortamlarda, kendimi, insanlara karşı Heraklietos gibi acımasız bir eleştiri içinde buluyorum.

İkibin beş yüz yıldır, insanın hamuru değişmemiş olabilir mi…

Yada, insanın AKLININ ANAHTARINI AÇMAK  neden  bu kadar zor.

Yeni sorularda görüşmek dileğiyle..

İyi akşamlar.


Sevgi  ve saygılarımla.

Efsun

15.12.2020- Gemlik Körfezi 

--


25 Ocak 2020 Cumartesi

KAYSERİ, NİĞDE, ADAPAZARI, İZMİT YOLLARINDAN İZLENİMLER


Gecenin bu ilerleyen saatlerinde, aklımdakiler ve ruhumdakiler uçup gitmesin istedim.  Ve  bu hafta içinde adım adım  dolaştığım şehirlerden kalan yol ve insan izlenimlerimi satırlara dökmek istedim. 

Geçen yıldan devam eden  bir Aile Hukuku Davası'nda verilen karar , Yargıtay tarafından  bozuldu. 
Hem de benim  müvekkilim aleyhine.  
Benim müvekkilim genç bir öğretmen kızcağız. 
21 yaşında iken,  bir doktor ile görücü  usulü evlendirilmiş. 
Doktor eş, sanırım  ruh ikizi çıkmamış ve kızcağız  mutluluğu yakalayamadığı ve eşin baskılarından  bunaldığı için intihara teşebbüs etmiş. 

Niğde Aile Mahkemesi,  kızın  boşanmasına ve doktor eşin kıza tazminat ödemesine karar vermişti.
Fakat Yüksek Mahkeme, kızın intihara teşebbüs etmesini " KUSURLU " davranış olarak değerlendirdi ve kararı iptal etti. 

İşte, Niğde'ye bu duruşma için  gittim. 

Niğde'ye doğrudan uçak yok. 
Önce Kayseri'ye uçak ile gittim. 
Sabah sabah beni  karlı dağlarda, pırıl pırıl bir güneş karşıladı beni. 
Ben, yeni bir şehre indiğimde kendimi hep mutlu hissederim nedense. 

Pazartesi  akşam üstüne kadar Kayseri şehir merkezinde dolaştım ve  saat 17,00 otobüsü ile Niğde'ye doğru yola çıktım. 

Niğde'ye ulaştığımda, gecenin karanlığı  ile birlikte   usul usul  kar yağışı başlamıştı. 

O geceyi Niğde Öğretmen Evi'nde  geçirdim. Harika  bir bina. 
Rus'ların  taş binalarına benziyor. 1800'lü yıllarda okul binası olarak yapılmış. 

Bahçesinde, dev çam ağaçları vardı. Sabah uyandığımda kendimi Moskova'da  eski bir Daça'nın  bahçesinde hissettim. 

Duruşmadan sonra,  Niğdeli çok iyi kalpli bir avukat arkadaşımın  desteği ile kolayca Kayseri^ye ulaştım. 
Kızıma  biraz Kayseri hediyesi aldım. 

Ve akşam uçağı ile İstanbul Havaalanına indim.
Bir uçak yolculuğunda  en sevdiğim kelime " HAS LANDED" kelimesidir. 


İki gün sonra da, İzmit aktarmalı Adapazarı'nda   adliyede bir  bilirkişi incelemesine  gittim. 

Dönüşte, İzmit'teki okul arkadaşıma uğradım. 
İzmit'e bayıldım. Çok sevimli bir şehir imiş. Tarihi kalıntıları ve sevimli  bir çarşısı var. 
En yakın zamanda yeniden gitmek istiyorum. 

Ruhumun gezgin tarafı böyle küçük gezilerden keyif alıyor. 
Ama birgün daha uzun gezilere çıkma hayalim hep kalbimde.. 

30 Nisan 2019 Salı

ANLAR


ANLAR
"Olasılıksız" kitabını pek çoğumuz okuduk bir dönem önce. Okuduk ve bir kenara bıraktık. Ben öyle yaptım  yani.
Dün işte bu "Olasılıksız" kitabında yer alabilecek gerçek bir olay yaşadım dün öğleden sonra.
Çağlayan Adliyesinde işlerim bittikten sonra Irmak ile görüştüm.Yunanistan'dan gelen misafirlerimiz ile buluşmak üzere   yola çıktım.
Çağlayan Adliyesinden Metrobüs hattına geçen köprünün üzerinde, güzel bir çingene kadın kıpkırmızı güller satıyordu.  
Bir gün önce de, çok yakın bir arkadaşımız ayağını incitmişti ve tam da benim yolumun üzerinde idi. Kırmızı güllerden   aldım  ve  kucağımda güllerle yola çıktım.
Metrobüsten Gayrattepe Metro'suna geçip aktarma yapmam gerekiyordu. Bu yüzden Gayrettepe Metro'suna indim. Bu metronun  içinde küçük küçük sevimli  dükkanlar vardır. Otantik elbiseler satan bir dükkanın önünde  durup, güzel bir şey var mı diye bakmak için durakladım.
Tam o anda,içeri bir  gençten bir kadın geldi ve bir pantolunun fiyatını sordu satıcıya ve o anda da bana gözü ilişti.
Bana  doğru gelip,
-Ben sizi tanıyorum. Siz  bizde sınava girmiştiniz, dedi.
Son üç yıldır pekçok sınava girdiğim için, aklımdan, "acaba hangi sınav idi.." diye düşündüm.
-Siz, o sınavı kazandınız, dedi.
Gazeteciler için düzenlenen bir İngilizce Bursluluk Sınavına katılmıştım. İşte o sınavı kazanmışım ama  henüz listeleri yayınlamamışlar. Kadın bana o sınavı kazandığımı söylüyordu.
Hayretler içinde dinledim. Çünkü  ben,    bir ay önce o kurumu arayıp sonuçları sormuştum ve henüz belli değil demişlerdir. Ben de, kazansam ararlardı zaten deyip, sınavı aklımdan çıkartmıştım..

İşte  kadının bana  verdiği o bilgiden sonra, şaşkın şaşkın durdum.
Kadına teşekkür edip,  kırmızı güllerden birisini demetinden çıkartıp kadına  verdim.

Dudaklarımda hafif bir  gülümseme ile öğleden sonramı geçirdim.

İnanılmaz bir an'dı.
Milyonlarca insanın  gelip geçtiği Gayrettepe Metrosunda,  günün en kalabalalık saatinde, O kadınla aynı anda aynı  dükkanda bulunmamız olağanüstü bir çakışma idi..
İşte, hayatınım "anlar"ndan  birini yaşadım sanırım dün.
İyi Bayramlar..
Sevgilerimle.
1 Mayıs 2019 /İstanbul

13 Ağustos 2018 Pazartesi

TO WAKE UP WITH SMELL OF CİMUM BASİLİCUM.

TO WAKE UP WITH  SMELL OF CİMUM BASİLİCUM.
We had a guest last night.
"People have everything, but they are not happy," he said.
When I wake up this morning, I start with these words in my mind.
This morning I'm on a balcony watching  off Gemlik  Gulf.
I can hear the near-far  of a fisherman  boat.
I put some coffee water in the puddle.
I put the cımum basılıcum ( feslegen) whıch  I bought from the market last week.
I watched the gulf of sea.

I feel  the first light of the sun.
I fell of  the morning.
I remember the friends of my sweety  ın Greece.
I remember my friends in Turkiye.
I made a cup  off coffee.
I prepared  my computer  of a piece of information to write the dictation that was left in the evening.
I left my soul for life.
How do you feel happiness ....
my love ..
Efsun
08/14/2018

BIR SABAH FESLEGEN KOKUSUNA UYANMAK.
Dün akşam bir misafirimiz vardı.
"İnsanların her seyi var ama mutlu değiller" dedi.
Bu sabah uyandığımda, aklımda bu sözler ile başladım güne.
Gemlık Korfezıne bakan bır balkondayım bu sabah.
Sımdı uzaktan bır balıkcı motorunun yaklastıgını duyuyorum.
Ocağa  bır kahve suyu  koydum.
Balkondakı masama, gecen hafta pazardan aldığım feslegenımı koydum.
Körfezın durulugunu seyrettım.

Günesin ilk ısıklarını  hıssettım.
Sabahı hıssettım.
Yunanıstandakı dostlarımı hıssettım.
Turkıyedekı dostlarımı hıssettım.
Kahvemı hazırladım.
Akşamdan yarım kalan dılekcemı yazmak ıcın bılgısayarımı hazırladım.
Ruhumu hayatın duruluguna bıraktım.
Acaba mutluluk nedır....
Sevgılerımle..
Efsun
14.08.2018

21 Haziran 2018 Perşembe

BAŞLANGIÇ-DAN BROWN

Bir romanı roman yapan şey nedir?
Dan Brawn'u okuyayım mı...

"Nereden geldik..
Nereye gidiyoruz..."

Başlangıç'ta bu soruya yanıt bulduğu için öldürülen insanların hikayesi var.

Ama bence, giriş, gelişme  mükemmel.

Sonuç: SIFIR..

Öncelikle, olayların büyüsü için kullanılan adresler güzemli.

https://www.youtube.com/watch?time_continue=11&v=f7DL8iFjvHE

https://www.youtube.com/watch?v=AWQje34khog

OLAYLAR ARASINDA GEÇEN PEK ÇOK İSİM VE KURUM VAR. Aslında bunlar yazarın sorduğu soru ile bağlantılı  olarak  töhmet altında bırakılıyor. Örneğin, Palmarıan Kilisesi..

Benim gibi, internetin çok boyutlu olmasından yararlanarak, okuduğunuz konularda araştırma yapıyorsanız,  kitapta geçen tüm yerleri  toparlamış bu site işinize yarar.

http://www.turkish-media.com/forum/topic/459849-dan-brown-baslangic-kitabinda-bahsedilen-sanat-eserleri-ve-tum-yerler/?page=6


Başlangıçta verilen olayın gizemi, sonuç ile örtüşmüyor.

Güncel pek  çok konu kitaba serpişitirilmiş.

Eşcinsellik,
Monarşi,
Yaratılış,
Bilim..

Yazar, bilinmeyeni bulduğunu iddia ediyor ama bilimsel olarak zaten yıllardır bilineni tekrarlıyor..


https://nergizyektan.files.wordpress.com/2013/03/entropi.pdf


"..İşte bu, termal poroseslerin geriye döndürülemezlik (irreversibility, tersinmezlik) özelliği, ileride Entropi bahsinde de göreceğimiz gibi, Evren’in kaçınılmaz olarak bir “termal ölüm”e gidişini âmir olan en temel kanunu hükmündedir..."
II. BÖLÜM ENTROPİ
Klasik Fizik ve Entropi

12 Haziran 2018 Salı

Amerıka Yolcusu// A letter by Amerıco Vespuccı// Hıs fırst voyage

https://www.youtube.com/watch?v=2Sos2qigYD4


Onüç haziran ikibin onsekiz..

Sabah saatleri. Sıfır altı. sıfır altı. 

Biraz önce, üniversiteden ev arkadaşımı, 
Amerika'ya yolcu ettim. 

Kızını ziyarete gidiyor Mıamı'ye bir haftalığına.

Biraz sonra ben de kızıma kahvaltı hazırlamak için uyanacaktım. 

Kafamdan geçen yoğun düşüncelerden sonra kalktım ve bu satırları yazmaya karar verdim. 

" Elif ne kadar şanslı. Biraz sonra kıtalar arası bir yolculuğa çıkıyor ve bambaşka bir kıtaya ulaşacak.."

İşte  benim düşüncelerimi ayaklandıran bu cümle oldu.. 

Ne kadar ilginç.

Teknolojinin geldiği son nokta ve de iletişimin... 

Aklıma, Americo Vespuci geldi.  Uzuuunn gemi yolculukları... Bir kıtanın keşfi.. 


Oysa Elif, dört saat sonra masmavi bulutların arasından geçerek,  akşam üzeri Amerika'da  yudumlayacak sabah kahvesini. 

Onu bizim evin kapısından yolcularken, 

-Oya'ya selam söyle dedim..

Oya'da benim komşum idi geçen yıla kadar.. 

Yeni bir nefes almak istedi ve kendisini Miami sahillerinde dondurma satarken buldu.. 

Haftada bir görüntülü  görüşüyorum. 

Herzaman yemyeşil dalların arasından bana merhaba diyor.. 


Ben, henüz ayak basmadım Amerika'ya.. 

Şimdi bilgisayar eşliğinde minik bir Mıamı turu yapmak istiyorum. 

Gün, yavaş yavaş seslerle dolmaya başladı. 

Ben de sabah kahvemi yarıladım sayılır. 

Aklımdan düşünceler, 

Kalbimden dostlarım geçiyor. 

Şimdi bir uçak geçti yukarıdan. Sesini de duyuyorum uzaktan.. 

Belki Elif bu uçağın içindedir, kimbilir...

İyi yolculuklar tüm yolculara...

İyi sabahlar tüm tatlı dostlarıma... 

Sevgilerimle...

Efsun





28 Ocak 2018 Pazar

THE POST

https://www.washingtonpost.com/




THE POST...

Bugün erkenden yollara düştüm. 

Sabah 12.00 matinesine yetiştim. 

Kaç günlerdir bu filmi kaçırmamam gerek diye kendime söz veriyordum. 

Film muhteşem. 
Oyuncular muhteşem. 

Kurgu ve müzikler harika.. 


Merly  Streep, fiilen The Washington Post  Gazetesinin sahibidir. 

Gazetenin kurucusu olan babası, kendisinden sonra yönetimi damadına bırakmıştır.
Ancak damadın vakitsiz  ölümü üzerine, yönetim zorunlu olarak Merly Steep'e kalmıştır,
ki o güne kadar sadece çocuklarını büyüten, hiç çalışmamış bir kadındır. 

Vietnam  Savaşında, işler kötüye gitmektedir ve pek çok asker hayatını kaybetmiştir. 

Pentagon, yıllar önce hazırladığı bir rapor ile, savaşı kaybedeceklerini tespit ettirmiş ama buna rağmen kamuoyunu yanıltmaya devam etmiştir. 

İşte, bir gazeteci , Pentagon'un bu raporunu dışarı sızdırır. 

Newyork Times  raporu basmaya başlar ama mahkeme kararı ile basım durdurulur. 

Bu sefer belgeler  THE WASHİNGTON POST'a ulaşır. 

AMA BU BASIMIN ÇOK AĞIR SONUÇLARI OLACAKTIR. 

BASIM DÜŞMESİNE BASILACAK MIDIR ?
BASIM İPTAL Mİ EDİLECEKTİR? 

İşte Tom Hanks ve Merly Steep buna karar veriyorlar...

Rotatifler..
Mahkeme salonları..
Jüri  kararı... 

Harika  bir saat geçirmek isterseniz, mutlaka görmelisiniz..
Beyoğlunda sadece Atlas Sinemasında oynuyor.. 

Sevgilerimle..
Efsun 




Bütün taşlar gibi vekarlı,
hapiste söylenen bütün türküler gibi kederli,
bütün yük hayvanları gibi battal, ağır
ve aç çocukların dargın yüzlerine benziyen elleriniz.

.................

Ve beyaz sofrada bir kere bile yemek yemeden doyasıya,
göçüp gidersiniz bu her dalı yemiş dolu dünyadan.
insanlar, ah, benim insanlarım,
hele Asyadakiler, Afrikadakiler,
Yakın Doğu, orta Doğu, Pasifik adaları
ve benim memleketlilerim,
yani bütün insanların yüzde yetmişinden çoğu,
elleriniz gibi ihtiyar ve dalgınsınız,
elleriniz gibi meraklı, hayran ve gençsiniz.

....................
antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,
dua yalan söylüyorsa,
ninni yalan söylüyorsa,
rüya yalan söylüyorsa,
meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen
ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgan saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.

NAZIM HİKMET

LETTERS FROM ROMANIA


These lines,
I write with the inner peace and beauty of being a new living space in the world.

I returned from Bucharest on Friday morning.

For the first time in my life I have seen Bucharest and Romania.
I loved it a lot.
I really like.

I felt the comparison with the past as well as the current Romania.

Last Friday went and started to snow in Bucharest and the day I was there.
My friends who traveled to the Transylvania Region, the most beautiful region of Romania in the week.

Under magnificent snow, spectacular chats ..

I guess I'm a lucky person.

Many years ago, before the collapse of socialism, the Soviet Union
and I have witnessed the collapse of socialism now at the point of clogging.

At that time, it was really a socialist economy and people's living conditions were very difficult.
Really, the stores were empty and people were very poor.

But besides this, everything was abundant in Beriozka shops where only Soviet managers could shop.

After the end of the socialist system, I was shocked when I visited Varna in May 2015.
Life in Varna was frozen in 1990 and an incredible absence continued.

Here before my visit to Bucharest, I was most curious,
It was the life that occurred in Romania after the socialist system.

I LIKE  VERY MUCH  ROMANIA.

People are happy and enjoyable.
In the streets both old values ​​are preserved, especially the buildings which are dominated by Austria are very beautiful.

There is also a new kind of commercial activity specific to the entire capitalist system.

The most important problem in Romania is that people go to Europe to work, and therefore no people will be able to work in Romania.

Although Romania is a member of the European Union, it still uses its own currency Ley
and a Ley is equal to a Turkish Lira.
It's the same at the prices.

However, meat and meat products are very cheap.

Romania has raised wages last year to bring its people back to Europe.
A worker costs an average of 3,000 leys to an employer.
Approximately 1,700 leys in the hands of the worker.

However, a Romanian who went to England'ye lettuce collection earned 2000 Leys a week
He spent six months in Europe and six months in rumination.

Romanians are very clean and tidy.

The women are very stylish and very well-kept.

There were many florists in the grocery store in Romania.
There are also many Turkish films.
In addition, Kanal D television is there as an independent channel.
Overall he treated too hot to go to Turkey and Turkey.

Many Turkish companies in Romania have begun construction.
The outskirts of the city are equipped with very luxurious houses.

So our construction sector has gotten there too.

But I still had a pleasant vacation in Romania, thanks to my lovely friends there.

As a result, I think a country that is worthy to see ROMANIA GOING ..

Sincerely.
Best regards.
Efsun

DÜNYADA YENİ BİR NOKTA YENİ BİR YAŞAM ( ROMANYA MEKTUBU)


Bu satırları, 
Dünyada yeni bir yaşam alanı tanımış olmanın verdiği iç huzuru ve güzelliği ile yazıyorum. 

Cuma sabahı Bükreş'ten döndüm.

Hayatımda Bükreş'i ve Romanya'yı ilk defa gördüm.  
Çok sevdim.
Çok begendim. 

Hem geçmiş ile kıyaslama hem de güncel Romanya'yı hissettim. 

Geçen cuma uctum Bükreş'e ve vardığım gün kar yağmaya başladı. 
Haftasonu Romanya'nın en güzel bölgesi olan Transilvanya Bölgesini gezdirdi güzel dostlarım. 

Muhteşem karlar altında, muhteşem şatolar..

Ben, şanslı bir insanım sanırım. 

Yıllar önce, henüz sosyalizm yıkılmadan Sovyetler Birliğini görmüş 
ve sosyalizmin artık tıkanma noktasında yıkılışına tanık olmuş bir insanım. 

O dönemde, gerçekten sosyalist ekonomi ve halkın yaşam koşulları çok zorlu idi. 
Gerçekten, mağazalar bomboş ve insanlar çok yoksul idi. 

Ama bunun yanında, sadece  sovyet yöneticilerinin  alışveriş yapabildiği Berıozka dükkanlarında, herşey bol  idi. 

Sosyalist sistemin sonlanmasından sonra, 2015 bir mayısında Varna'yı  ziyaret ettiğimde, şok olmuştum. 
Varna'da hayat 1990 yılında donmuş ve inanılmaz bir  yokluk devam ediyordu. 

İşte benim Bükreş ziyareti öncesinde, en çok merak ettiğim,
sosyalist sistemden sonra Romanya'da oluşan yaşam idi. 

ÇOK BEĞENDİM ROMANYA'YI. 

İnsanlar mutlu ve  keyifli. 
Sokaklarda hem eski değerler korunmuş, özellikle Avusturya egemenliğinden kalan binalar çok güzel.

Hem de tam kapitalist sisteme özgü  yeni bir ticaret canlılığı oluşmuş. 

Romanya'da en önemli sorun, insanların çalışmak için Avrupa'ya gitmeleri ve bu nedenle Romanya'da çalışacak insan bulunamaması. 

Romanya Avrupa Birliği üyesi olmasına karşın, hala kendi para birimleri Ley kullanılıyor 
ve bir Ley   bir  Türk Lİrasına eşit. 
Fiyatlarda aynı sayılır. 

Ancak, et ve et ürünleri çok ucuz. 

Romanya,Avrupa'ya giden insanlarını geri getirebilmek için geçen yıl   ücretleri yükseltmiş. 
Bir işçi ortala 3.000' Ley'e maloluyor bir işveren'e. 
İşçinin eline de yaklaşık 1700 Ley geçiyor.

Oysa, İngiltere2ye marul toplamaya giden bir Romanyalı haftada 2000 Ley kazanıyormuş ve 
altı ay Avrupa'da çalışıp altı ayını da dınlenerek geciriyormuş.

Romanyalılar  çok temiz ve düzenli. 

Kadınlar çok şık ve çok bakımlı. 

Romanyada bakkaldan çok  çiçekçi varmış.
Bir de pek çok Türk filmi var. 
Ayrıca Kanal D televizyonu orada  bağımsız bir kanal olarak varlık sürdürüyor. 
Genel olarak Türklere ve Türkiye'den gidenlere çok sıcak davranılıyormuş.

Romanya'da pek çok Türk şirketi inşaatlar yapmaya başlamış. 
Şehrin dış semtleri çok lüks evlerle donatılyor. 

Yani bizim inşaat sektörü oraya da el atmış durumda. 

Ama ben yine de keyifli bir Romanya tatili yaşadım, oradaki güzel dostlarım sayesinde.

Sonuç olarak, bence ROMANYA GİDİLİP GÖRÜLMEYE DEĞER BİR ÜLKE..

Sevgilerimle.
Saygılarımla.
Efsun

28.01.2018 
İstanbul